9 Ocak 2020 Perşembe

ORİJİNAL İTALYAN PİZZA 🍕

Merhaba, Pizzayı sevmeyen yoktur diye düşünüyorum. İtalyanların en meşhur yemeklerinden olan Pizza ülkemizde de  sevilerek yenen bir yiyecek olmakla birlikte bizim evde sık sık yapılan bir şeydir...bende bu konuda daha iyisini Nasıl yapabilirim diye biraz araştırma yaptım. Gerek İtalya'da yediğim gerekse burada yediğim restaurantlarda hep merak ettim. Evde neden bu kadar güzel olmuyor? Bu pizzayı Nasıl yapıyorlar? Bunun sırrı ne diye? Veee sonunda Ankara'da İtalyan aşçısı olan bir mekandan püf noktalarını alarak işin sırrını çözdüğümü düşünüyorum... Lafı uzatmadan gelelim artık Pizzanın tarifine değil mi?

Hamurun Malzemeleri ( 4-6 kişilik)

2 su bardağı un
2 çay kaşığı tepeleme yaş maya
1/2 su bardağı ılık süt yada su
4-5 damla zeytinyağı (özellikle zeytinyağı olacak)
 Bir tutam tuz

Sos

1 su bardağı domates püresi
2 yemek kaşığı kırmızı şarap (isteğe bağlı ama orjinalinde var)
1 yemek kaşığı salça
Kekik
Tuz 

Üst Malzemeleri

4-5 adet sosis
1 adet parmak sucuk
8-10 dilim pastırma
1/2 bardak mısır
1/2 bardak siyah zeytin
3-4 adet yeşil ve kırmızı biber karışık
1 kase doğranmış mantar
üstü için kaşar rendesi

Yapılışı

Önce hamuru yoğurup 2 eşit bezeye ayırıyoruz. Vaktimiz varsa bir gece streçfilmle sarıp buzdolabında mayalanmasını bekliyoruz ki ben öyle yapıyorum. Çok daha güzel oluyor....Mayalandırdığımız hamuru oda sıcaklığında 1 saat beklettikten sonra açmak için tezgaha un serpip merdaneyle açıyoruz. Açtığımız hamurumuzu tepsimize yayıyoruz.

Daha sonra sos malzemelerimizin hepsini bir tencerede pişirip soğuduktan sonra pizza hamurumuzun üstüne sürüyoruz. üst malzemelerini de eşit şekilde yayıp önceden ısıtılmış 180' deki fırınımıza atıyoruz.Pişmeye yakın üzerine bol kaşar rendesi serpip servise sunuyoruz. Afiyet Olsun:)




8 Ocak 2020 Çarşamba

CİLDİMİZ İÇİN SOĞUK İPUÇLARI

Soğuk Gençleştirir.

Soğuğun vücudumuz üzerinde anti-aging yani gençleştirme etkisi oldukça fazla. Soğukta cilt gerildiği için daha sıkı bir görünüme kavuşur. En değerli kıyafetimiz olan cildimiz ve sağlığımız için vücudumuzu yaz sıcaklarında soğuktan olabildiğince faydalandırmalıyız.


- Salatalığı buzluğa koyun. Çıkardıktan sonra kabuklarını soyup yüzünüze sürün. Hem doğal hem serinletici hem de çok faydalı bir tonik uyguladınız!
- Buz kalıplarına soda veya gül suyu koyup dondurun. Gece yatmadan önce bir adet kalıbı yüzünüze uygulayın. Ertesi güne daha gergin ve aydınlık bir ciltle uyanacaksınız!


- Gül suyu spreyinizi buzdolabında tutun. Serinletici farkı ilk uygulamada hissedeceksiniz.


- Güneş lekeleri için bir litre suya bir çorba kaşığı elma sirkesi, bir çorba kaşığı elma şırası karıştırın. Ardından buz kalıplarına doldurarak donmasını sağlayın. Her sabah bir buz küpüyle problemli bölgeye masaj yapın. Güneş lekeleri kısa sürede cildinizi terk edecek.





UYARI : Bu blog da  yer alan yazı, haber, makale, video, yorum ve tüm tıbbi bilgiler sadece genel bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgiler zamanla geçerliliğini kaybedebilir. Blog da yer alan bu bilgiler hiçbir zaman doktor muayenesinin yerini alamaz, doktor muayenesi ve tedavisi yerine kullanılamaz, kişisel teşhis ve tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilemez. Bitki Ansiklopedisinde ve haberlerde yer alan bilgiler sadece bilgilendirme amaçlıdır, uzmana danışmadan bilinçsiz kullanımda ilaçlarla etkileşime girerek ciddi yan etkiler oluşturabilir, başka bir hastalığı tetikleyebilir veya bir organınıza zarar verebilir. Sağlığınızla ilgili durumlarda lütfen uzman bir doktora danışınız. Blog, uzman bir doktora danışılmadan yapılan herhangi bir uygulamadan doğabilecek zarardan sorumlu tutulamaz. Blogu ziyaret eden, yorum yapan kişiler, bu uyarıları kabul etmiş sayılacaktır.



OIL PULLING BİNLERCE YILLIK BASİT AMA FAYDASI İNANILMAZ BİR SAĞLIK YÖNTEMİ



Oil pulling nedir?

Sindirim sistemimizin başlangıç noktası olan ağzımız birçok hastalığın başladığı nokta olarak görülüyor. Yediğimiz yemekler ve içtiğimiz içecekler ağzımızdan vücudumuza ilerliyor. Böylece de dışardan aldığımız mikroplar ilk olarak ağzımıza giriyor ve oradan iç organlarımıza ilerliyor. Ağzımıza yerleşen bakteriler organlarımızın sağlığını da etkiliyor. Doktorlar özellikle rahatsızlıkların ağızda başladığına dikkat çekiyor ve ağız temizliğine özen vermemiz gerektiğini söylüyor. Hem yediklerimize dikkat ederek hem de ağız ve diş sağlığımıza önem vererek kendimizi hastalıklardan korumamız mümkün hale geliyor. Tabii her ne kadar dişlerimizi fırçalasak ve diş ipiyle fırçanın ulaşamadığı yerleri temizlesek de ağzımızı tamamen temizleyemiyoruz. İşte bu noktada da oil pulling devreye giriyor. Hindistan’da ortaya çıkan hasta olmayı önlemek için temizlenmek ve arınmak mantığı olan ayurveda temelli bir yöntem olan oil pulling işlemini yapmak için Hindistan cevizi yağı ve dil sıyırıcı adı verilen alete ihtiyacımız var.



Oil pulling nasıl yapılır? 

Organik Hindistan cevizi yağıyla yapılan oil pulling işlemini sabahları uyanır uyanmaz uygulamalıyız. Sabah uyanınca aç karnına 1 çorba kaşığı Hindistan cevizi yağını ağzımıza alıyoruz. Bu yağı yaklaşık olarak 15-20 dakika arasında ağzımızın içinde dişlerimizin arasında döndürüyoruz. Oil pulling işlemini mutlaka 15 dakika yapmalıyız. Ağzımızdaki Hindistan cevizi yağını gargara yapmamalıyız. Sadece ağzımızda döndürmeliyiz. Yağ boğazımıza inmemeli. En az 15 dakika bekledikten sonra yağı tükürüyoruz. Kesinlikle yağı yutmuyoruz. Sonrasında dil sıyırıcı ile ( birçok diş fırçasının arkasında mevcut oluyor artık) dilimizi en arkadan en öne doğru temizliyoruz. Bunu yaklaşık 10 yada 15 kere tekrarlayarak ağzımızdaki tüm kalıntılardan kurtulabiliriz. Bu işlemden sonra dişlerimizi organik diş macunuyla fırçalayarak ağız ve diş temizliğini tamamlamış oluyoruz.




Oil pulling işleminin faydaları

* Ağız kokusu problemi yaşadığımızda oil pulling sayesinde bu problemden kurtulabiliriz.
* Ağzımızın içinde sık sık yaralar çıkıyorsa ve damak yapımız güçsüzse Hindistan cevizi yağı bakteri ve mikropları öldürerek bu sorunları ortadan kaldırır. 
* Dişlerimizdeki çürükler, diş eti kanamaları, tartarlar oil pulling sayesinde yok olur.
* Ayrıca dişlerimizi de beyazlatır. 
* Bağışıklık sistemimizin güçlenmesine de yardımcı olur.
* Baş ağrısı, sinüzit ve migren gibi rahatsızlıkları da hafiflettiği bilinir. 
* Uykusuzluk, yüksek kan şekeri, egzama gibi problemler yaşayanların da oil pulling işlemini düzenli olarak yaptıklarında daha iyi hissettikleri gözlemlenmiştir. 
* Kalp ve böbrek kaynaklı hastalıklara da iyi gelir. 







UYARI : Bu blog da  yer alan yazı, haber, makale, video, yorum ve tüm tıbbi bilgiler sadece genel bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgiler zamanla geçerliliğini kaybedebilir. Blog da yer alan bu bilgiler hiçbir zaman doktor muayenesinin yerini alamaz, doktor muayenesi ve tedavisi yerine kullanılamaz, kişisel teşhis ve tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilemez. Bitki Ansiklopedisinde ve haberlerde yer alan bilgiler sadece bilgilendirme amaçlıdır, uzmana danışmadan bilinçsiz kullanımda ilaçlarla etkileşime girerek ciddi yan etkiler oluşturabilir, başka bir hastalığı tetikleyebilir veya bir organınıza zarar verebilir. Sağlığınızla ilgili durumlarda lütfen uzman bir doktora danışınız. Blog, uzman bir doktora danışılmadan yapılan herhangi bir uygulamadan doğabilecek zarardan sorumlu tutulamaz. Blogu ziyaret eden, yorum yapan kişiler, bu uyarıları kabul etmiş sayılacaktır.



4 Ocak 2020 Cumartesi

CİLT GÜZELLİĞİ İÇİN KOLLAJEN (COLLAGEN)


KOLAJEN NEDİR?



Kolajen vücudumuzda bol miktarda bulunan bir protein çeşididir. Bu protein lifi, vücudumuzda yer alan tüm proteinin yaklaşık üçte birini oluşturur. Kemik, kas,kıkırdak, deri, tendom, kan damarları ve sindirim sisteminde bulunur. Ölü cilt hücrelerini yenileyerek, cildimizin elastikiyetini arttırır ve gergin kalmasını sağlar. Vücudun bir arada klmasına yardımcı olan bir yapıştırıcı olarak, eklem ve tendomları birbirine bağlar. Saçlarımızın ve tırnaklarımızın da temel bileşeni olarak, tırnak ve saç sağlığımız üzerinde de doğrudan etkilidir.



Ancak, 25 li yaşlardan sonra vücudumuzda kolajen üretimi yavaşlar. 35 li yaşlardan sonra bu yavaşlama daha da hızlanarak, etkisini daha çok hissettirmeye başlar. Cildimizdeki kolajen miktarı azalmaya başladığında ise cilt elastikiyetini ve sıkılığını kaybetmeye başlar. Sonuç olarak, yaşımız ilerledikçe cildimizde sarkmalar, kırışıklıklar hatta  eklem ağrılarıyla karşılaşmamızda kaçınılmaz bir hale gelir.



KOLAJEN ÇEŞİTLERİ



İnsan vücudunda bilinen en az 16 kollajen çeşidi bulunur. Bununla birlikte vücudumuzdaki toplam kolajenin %80-90 gibi büyük bir bölümü tip 1, 2, 3, 5 ve 10’dan oluşur. Kolajen çeşitlerini aşağıdaki şekilde sınıflandırabiliriz:

Tip 1: Tüm kolajen çeşitleri arasında insan vücudunda en fazla miktarda bulunanıdır. Cilde gerginlik ve elastikiyete verir, kemikleri destekler ve dokuları bir arada tutar.

Tip2: Bağ dokularda kıkırdak yapımına katkıda bulunarak, eklem sağlığımızı gözetir.

Tip3: Kalp kan damarlarını ve kan dokusunu oluşturma, cilde esneklik ve sıkılık kazandırma gibi pek çok görevi vardır.

Tip4: Sindirim ve solunum organlarımızın yüzeylerini oluşturan tip 4 kolajen, kas, yağ ve organları çevreleyen bazal laminanın oluşumunda önemli bir rol oynar.

Tip5: Plasentadaki doku ve hücre yüzeyinin oluşumundan sorumludur. Hamilelikte rahim içerisinde bebeğe oksijen ve besin sağlamak için gelişen organın yüzeyini yapar. Aynı zamanda atıkları da temizler.

Tip10: Eklem kıkırdaklarının yanısıra yeni kemiklerin oluşumunda da görev alır. Kemik kırıklarını iyileştirir ve sinovyal eklemleri onarır. 



Ben kolajen kullanmaya karar verdiğimde, ki yıllardır kullanıyorum. Yaptığım araştırmalar cilt için faydalı olan Tip 1 ve Tip 3 kolajeni. Eklem rahatsızları için kullanılması gereken kolajen tipi ise Tip 2 kolejeni. Ben cildim için Tip 1 ve Tip 3 kolajen içeren ürün kullanmaya dikkat ediyorum. Ayrıca, sığır jelatininden üretilen sığır kolajeni ve balıktan üretilen balık kolajeni içerikli ürünler var. Bu konuda da bazı uzmanlar sığır jelatininden yapılanını öneriyor, bazıları ise balıktan olanı. Ama benim araştırmalarım sonucunda sığır olsun balık olsun farketmiyor önemli olan kolajen miktarının en az 8000 mg - en çok 10.000 mg içermesi ve cilt güzelliği için alınacaksa Tip 1 ve Tip 3 kolajen içermesi yani bu belirttiğim mg altında olan kolajen hapı yada shotsların  faydası pek  olmuyor.



Kolajenin marka olarak birkaç çeşidini kullandım. Hatta kullanmaktayım. Daha önceleri ülkemizde bulmanın pek mümkünatı olmadığı için yurtdışından aldığım kolajen hapı ve shotslarını kullanmıştım. Artık ülkemizde de bulabildiğim bir kaç markanın ürününü kullanıyorum (Ülkemizde satılması çok güzel ancak yurtdışına göre çok pahalı satılması üzücü tabikide). Ben marka olarak Voonka Collagen Beauty Plus ve suda collagenin shot formunu kullandım. İkisi de gayet başarılı. Voonka Collagen Beauty Plus ,  Suda Collagen e göre daha pahalı ama ben iki ürün arasında çok bir fark gördüğümü söyleyemem. onun için Suda Collagen yeterli diye düşünüyorum. Tabi bu benim düşüncem. Burada paylaştığım bilgiler tamamen benim kendi düşüncelerim olup, herhangi bir reklam amacıyla yapılmamıştır. Bu ürünleri kullanacak olan kişilerin doktora danışarak kullanmalırını tavsiye ederim. Sağlıkla ve güzellikle kalın.



UYARI : Bu blog da  yer alan yazı, haber, makale, video, yorum ve tüm tıbbi bilgiler sadece genel bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgiler zamanla geçerliliğini kaybedebilir. Blog da yer alan bu bilgiler hiçbir zaman doktor muayenesinin yerini alamaz, doktor muayenesi ve tedavisi yerine kullanılamaz, kişisel teşhis ve tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilemez. Bitki Ansiklopedisinde ve haberlerde yer alan bilgiler sadece bilgilendirme amaçlıdır, uzmana danışmadan bilinçsiz kullanımda ilaçlarla etkileşime girerek ciddi yan etkiler oluşturabilir, başka bir hastalığı tetikleyebilir veya bir organınıza zarar verebilir. Sağlığınızla ilgili durumlarda lütfen uzman bir doktora danışınız. Blog, uzman bir doktora danışılmadan yapılan herhangi bir uygulamadan doğabilecek zarardan sorumlu tutulamaz. Blogu ziyaret eden, yorum yapan kişiler, bu uyarıları kabul etmiş sayılacaktır.







3 Ocak 2020 Cuma

ŞEFTALİ ŞEKLİNDE KURABİYE








Malzemeler :

Hamuru İçin:

125 gr margarin
2 çorba kaşığı yoğurt
Yarım su bardağı toz şeker
1 adet yumurta
Yarım paket kabartma tozu
Yarım paket vanilya
Aldığı kadar un

Kreması için:

Yarım lt süt
1 adet yumurta
1 su bardağı un
Yarım su bardağı toz şeker
yarım çay kaşığı vanilya
4 1/2 çorba kaşığı margarin

Not: Esas tarifte krema yapılıyor ancak, ben kremayı yapmıyorum onun yerine Nutella kullanıyorum.

Üzerine:

kırmızı ve sarı renkli gıda boyası
2 su bardağı toz şeker

Hazırlanışı:

Kremayla yapacaklar için, vanilya ve margarin hariç, kalan krema malzemesini çırpınız .Ağır ateşte muhallebi kıvamı alana dek pişiriniz .Ocaktan aldığınız kremaya yarım çay kaşığı vanilyayla karıştırınız .Biraz soğuyunca margarini ekleyip,10 dk çırpın.

Hamur malzemelerinin hepsini yoğurarak yumuşak bir hamur elde ediniz .Üzerini nemli bir bezle örtüp 10 dk hamuru dinlendiriniz .

Hamurdan ceviz büyüklüğünde bezeler koparıp yuvarlar şekiller veriniz . Önceden ısıtılmış 170 derecelik fırında pembeleşene kadar pişiriniz .

Pişen kurabiyelerin arka kısımlarına krema sürüp (yada Nutella) birbirleriyle birleştiriniz .

Elinize eldiven giyip, gıda boyalarını çok az su ile eritin ve kurabiyeleri gıda boyasına batırıp çıkartın . En son toz şekere bulayıp, ufak nane yaprakları ile süsleyerek servis tabağına dizin.

Afiyet Olsun:)

I LOVE DANS... I LOVE DAHA


Ailem, akrabalarım, dostlarım ve yakın arkadaşlarımın bildiği ama hayatımın bir döneminde, yolumun kesiştiği bazı arkadaşlarımın bilmediği beni ve dansa olan tutkumu anlatarak sözlerime başlamak istiyorum...

Üniversite yıllarımda hobi olarak başladığım dans çalışmalarına Türk Tanıtma Vakfı (TÜTAV) 'nda Türkye'nin en iyi eğitmenlerinden uzun yıllar dans ve sahne eğitimi dersleri aldıktan sonra TÜTAV Gösteri ve Sanat Topluluğu As Kadrosunda yer almaya hak kazandım. Bu vesileyle ülkemizin tanıtımı için yurt içinde ve yurt dışında profesyonel olarak düzenlenen sayısız organizasyonda, modern sahne düzenlemeleri ile halk dansları, sema ve semah mistik dansları ve defilelerde (Cemil İpekçi ve Ankara Olgunlaşma Enstitüsü) ülkemi büyük bir gururla temsil ettim...

Üniveriteden sonra hayatın akışı farklı farklı iş dallarına savursa da dansa olan tutkum hiçbir zaman bitmedi...O yıllarda hocalarımdan edindiğim bilgi ve tecrübelerle dans ve sahne eğitimi bilgilerimi yeni nesillere taşıma arzusu hep içimde kalan, ama ölmeden mutlaka bir gün hayata geçireceğim dediğim hayalimdi...ve şimdi çok mutluyum çünkü hayallerimi gerçekleştirmek için bir fırsat doğdu. Benim gibi hatta benden daha eski Hamza Çivi'nin (Halk danslarının duayeni) öğrencileri olan Serdar ve Sinan ile birlikte bir dans okulu açmaya karar verdik.

Hep birlikte hayallerimizin peşinden koşarak, değerli hocalarımızdan aldığımız dans ve sahne eğitimi bilgilerimiz ışığında profesyonel yönetici ve eğitici bir kadro ile Ankara Kızılay'ın tam merkezinde atan kalplerimizle... DAHA hayat yeni başlıyor dedik... DAHA (Dans ve Hobi Akademisi) adı ile faaliyet göstereceğimiz, her yaş grubuna hitap eden halk dansları, dünya dansları, bale, düğün dansları, zumba, oryantal vb. birçok dansın olduğu ayrıca çeşitli hobi ve aktivite kurslarımızın da olduğu, herkesin stresten uzak hoş vakit geçireceğini düşündüğümüz okulumuzu açtık.


Şimdi hayalimi gerçekleştirmenin  gururunu ve mutluluğunu yaşıyorum. Hayallerinizin peşini hiçbir zaman bırakmayın...sağlıkla, mutlulukla ve dansla kalın:)





25 Kasım 2015 Çarşamba

PANCAKE 💛💙💜💚




Malzemeler
  • 2 adet yumurta
  • 2 yemek kaşığı şeker
  • 1 su bardağı süt
  • 1,5 su bardağı un
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 paket vanilya

Pişirme aşamasında kullanmak için

  • sıvı yağ

Servis önerisi:

  • kivi, muz, çilek, reçel, bal, çikolata

Yapılışı

Yumurta ve şeker iyice çırpılır. Süt, un, kabartma tozu, vanilya ilave edilerek kek kıvamından biraz daha koyu olacak şekilde hamur hazırlanır. Teflon ya da yapışmaz bir tavaya az sıvı yağ dökülür. 1 büyük kaşık hamur dökülerek hamurun kendi kendine yayılması beklenir. Her iki tarafı da spatula ile çevrilerek pişirilir. Üzerine pudra şekeri serpilerek zevkinize göre muz, kivi, çilek, çikolata, bal, reçel ile servis edebilirsiniz. 

Afiyet olsun:)

KIRMIZI

Renkler arasında en sıcak renk kırmızıdır. Kırmızı renk fiziksel anlamda hareketliliği, dinamizmi ve gençliği; duygusal anlamda ise mutluluğu, azim ve kararlılığı ifade eder. 



Bir nevi gücün ve azmin simgesidir. İnsanı harekete geçirir. 


Hareketliliğin ve azmin ihtiyaç duyulduğu yerlerde kırmızı kullanılması iyi olur. 


Çünkü kırmızı renk insana şevk, azim ve hareketlilik kazandırır.

Makyajda kırmızıdan bahsedince ilk akla gelen şey ruj olacaktır sanırım. 

Kırmızı bir ruj ya harika görünür ya da berbat,  arası pek yoktur. 

Bunun sebebi sizin teniniz ve sahip olduğunuz kırmızı rujun tonudur. 

Her rujun bir alt tonu vardır yani o rujun görünen rengi altında farklı renkler bulunur.

Kırmızı ruj genellikle beyaz tenli ve siyah saçlı  kişilere daha çok yakışır.


Beyaz ve kırmızı birbirinin zıt rengi olduğu için; beyaz tenliler kırmızı ruju daha 
iyi kaldırır. Siyah saç kullanan bir bayan kırmızı ruj sürdüğünde olduğundan daha 
dikkat çekici ve güzel gözükür. Kısa saça sahip ve siyah saçlı kişilerde kırmızı rujun 
ayrı bir havası vardır. Kendine tarz yaratmak isteyen bayanlar kırmızı ruju bu şekilde 
kullanabilirler.


GRİSSİNİ






Malzemeler
1 paket sana yağ yada tereyağ
1 su bardağı sıvı yağ
1 yemek kaşığı tuz
3 yemek kaşığı toz şeker
1/2 limonun suyu
1/2 çay bardağı ılık su yada süt
1 yemek kaşığı sirke
1 paket kabartma tozu
Aldığı kadar un
Üstüne yumurta sarısı, isteğe bağlı ayçekirdeği, susam, çörek otu olabilir.

Yapılışı
Bütün malzemeyi derin bir kapta birleştirip yoğuruyoruz. ( Unu hamur ele yapışmayacak şekilde ,ancak çok katıda olmayacak şekilde azar azar ilave ediyoruz) 


yağlı kağıt serdiğimiz tepsiye çubuk şeklinde yapıp koyuyoruz. Üstüne yumurta sarısı sürüyoruz. İsterseniz ayçekirdeği, susam yada çörek otu serpebikirsiniz. 


Bu şekilde önceden ısıtılmış 180 derece fırında üstü kızarana kadar pişiriyoruz.
Afiyet olsun. 





MEKSİKA



Meksika’ya yıllar önce Ekim ayında gittim.  Türkiye’ye vize uygulayan bir ülke. Türkiye’den direk uçuş olmadığı için İstanbul- Amsterdam-Orlando ve Mexico City aktarmalı uçuşla 16 saatte vardık. Başkenti Mexico City’e indiğimizde ilk  dikkatimi çeken şeylerden biri Havalimanının şehrin tam ortasında olması ve uçağın buraya inmesiydi. Öyle ki iniş sırasında  uçağın kanadı sanki yolda giden arabalara çarpacak gibiydi.


ikinci dikkatimi çeken şey de bu canlı, gürültülü ve zıtlıklarla dolu şehirdeki araba sayısıydı. İnanılmaz bir trafikle karşı karşıya kaldık. Gerçi artık İstanbul’un trafiğide öyle ama gene de bana çok karışık geldi… Ülkenin para birimi Meksika Pesosu. Amerikan doları karşılığında havaalanında yada şehir merkezinde bozdurabilirsiniz. Başkenti Meksico City dışında birçok büyük kenti var. Ben burada gezdiğim birkaç tanesini sizlerle paylaşıcam… Kısaca Antik Astek medeniyetin izlerini sürebileceğiniz ve bozulmamış çok iyi korunmuş kültürel eserlerine hayran kalacağınız, keşfetmeye doyamayacağınız zenginlikte bir yer. İmkanı olan herkesin görmesi gereken bir ülke bence…Bu güzel ülkeye gitmek isteyen yada merak edenler için Meksika hakkında edindiğim  bilgileri paylaşmak istiyorum.

Meksika  Orta Amerika'da, Karayip Denizi ve Meksika körfezi kıyısında, Belize ve ABD arasında, Kuzey Pasifik Okyanusu kıyısında, Guatemala ve ABD arasında yer alıyor.

Mayalar, Astekler ve Olmekler gibi eski uygarlıklara ev sahipliği yapmış bir ülke. Pek çok farklı kültürün üstüne bir de İspanyol  kültürününde etkisiyle ortaya zengin bir kültür çıkarmış.  Dünyadaki en kalabalık İspanyolca konuşan nüfusa sahip. Latin Amerika ülkelerinin en kalabalık olanı Meksika. Ülkenin %60 ını Melezler, %30 unu Kızıldereliler, %9 unu Beyazlar  oluşturuyor. Farklı coğrafi özellikleri ve geniş yüzölçümü nedeniyle gideceğiniz bölgeye göre iklim şartları değişmektedir. Ancak genel olarak  Haziran ve Ağustos ayları oldukça sıcak ve kurak geçiyor. Mayıs ve Ekim ayları ise yağışlarla geçiyor. Buraya gelmek için bence en güzel mevsim Kasım ile Mayıs ayları arası çünkü sıcaklık bunaltıcı olmuyor ve nem oranı düşük oluyor.  En çok mısır, soya fasulyesi, kahve, balık, acı biber ve tabiki de Tekila oldukça seviliyor ve bol  bol tüketiliyor. Çok zengin bir mutfağa sahip, Tortilla , 300 çeşidi bulunan Taco , Sopa ve Chile  verde yemeden gelmeyin. Tabi en meşhur tekilası Corona ve yerli tekilaları da denemeyi unutmayın derim.

Meksika, oldukça geniş topraklara yayılmış bir ülke. Ziyaret edilecek bir çok kenti var. Anlatmaya başkentten başlamak doğru olacaktır diye düşünüyorum…
Meksika
Mexico City

Bizim ilk durak yerimiz  Mexico City’di.  Mexico City  çeşitli şehir ve kasabaların zaman içinde birbirleriyle birleşmeleri sonucu oluşmuş büyük bir şehir. Meksika’nın başkentinin kökenleri de tarihsel merkez denilen ve Azteklerin bir zamanlar gökyüzünün bir haritası gibi kurdukları ve dört ana yöne göre hizalanmış bir şehrin üzerinde kurulmuş bir yer . İspanyollar sonradan burayı bir satranç tahtası gibi düzenlemişler ve manastırlarla dolu, aristokratik bir şehir haline dönüştürmüşler ve sonunda şehir modern hayatın daha küçük boyutta bir kopyası olmuş...  Gezmek için bana sorarsanız mümkün olduğunca şehri yaya dolaşmak daha iyi. Zaten şehrin geometrik düzenliliği  turistlerin Zocalo’da birleşen çeşitli semtleri gezebilmelerini kolaylaştırıyor. Bu semtler kabaca dört bölgede gruplanabilir: San Sebastina, Santa Maria, San Juan ve San Pablo’dur. Ayrıca dört ana yönü belirten isimlerini Latin Amerika cumhuriyetlerinden, ulusal kahramanlardan ve olaylardan alan bazı caddelere ulaşmakta mümkün... Kentte yapılacak çok fazla şey var. Tarihi 8000 yıl öncesine dayanan Aztek medeniyetine dayanan kalıntıları yerinde görme heyecanını  bu şehirde  yaşamak mümkün.



 Akşam üzeri sokak çalgıcılarının doyumsuz konserleriyle renklenen ve kulaklarınızın pasının gittiği Garibaldi Meydanı, Kraliyet Meydanı, Büyük kadetral kentin en turistik merkezlerinden…  


Gezilecek yerlerden biride bence Antropoloji Müzesi,  büyük bir alanda bulunan bu müze, İspanyolların gelişinden önceki döneme ait objeleri sergiliyor, Meksika'nın en iyi müzesi olarak nitelendirilir -aslında, bence dünya üzerindekilerin en iyilerinden birisi. Bu müzede, 18. Yüzyıldan, yani iki farklı dünyanın ilk kez karşılaşmasıyla yerli mirasına duyulan ilginin yok olmasından beri Meksika’dan toplanan önemli arkeolojik ve etnografik koleksiyonları görebilirsiniz. 1964’de tamamlanan bu yapı o zamandan bu yana değiştirilmeden korunmuş. 26 tane sergi salonu bulunmakta. Tüm müzeyi gezmek birkaç gününüzü alabilir.







TEOTIHUACAN

İkinci adres TEOTIHUACAN, rehberin bize söylediği kadarıyla dünyada çok az şehrin, ölümlülerin yaşadıkları âlemlerden daha yüce boyutta yaşamaya alışmış tanrılarca yaşamaya değer bulunduğu söylenilen  Teotihuacan işte böyle bir şehirmiş, günümüzde halen geniş caddelerinde hissedilebilen binlerce yıllık bir uygarlık, bu yer efsanevi bir konuma oturtulmadan önce burada yaşamış. Şehrin tören merkezi, iki eksenin sembolik bir temsili gibi; kuzey-güney eksenine Ölüm Caddesi deniyor, buradan tıpkı bir kelebeğin kanatları gibi binalar, saraylar ve sunaklar her iki yana doğru uzanıyor. Bir uçta Ay Tağınağı bulunurken diğer uçta inanılmaz büyük taş bir kütle gibi yükselen Güneş Piramiti görülüyor. Bu iki büyük bina, doğanın binaları yapan insan arasındaki ikiliği temsil ediyormuş. Şehrin terk edilmesinden yüzlerce yıl sonra, insanlar bu şehri “Tanrılar Şehri” diye adlandırmışlar; mevsimlerin ve doğal olayların döngülerinin, astronomik olaylar ile  takvim arasındaki ilişkinin bu şehrin yapımında yansıtıldığı göz önüne alınırsa bunun hiç de nedensiz yere verilmiş bir isim olmadığı görülür. 

Şehrin kalbinde, Citadel ve Great Compound adında halka açık 2 toplantı alanı var. Citadel, merdivenlerle çıkılan 365 metre yükseldiğinde bir platform üzerinde yer alıyor. Bu platformda, Quetzakoatl (Ana tanrılardan biri olan Tüylü Yılan) Tapınağı adında, her katı heykellerle süslü bir piramit yer alıyor. Etrafa tehditkâr bakışlar atan taş yılanlar, bugün bile insanı huzursuz ediyor. Dini sebeplerden çok, idari işlere hizmet ettiği sanılan Great Compound'da zamanında üzerinde binalar olan iki platform var.




Kaliteli duvar resimleri, bu insanların yeteneklerine, kuvvetten düştükleri yıllarda insan kurban etmenin yaygın olduğuna işaret ediyor. Teotihuacan'ın sonunun nasıl geldiğini kimse bilmese de, sonun vahşetine ve 8. yüzyılın şehrin batışına şahit olduğuna dair şüphe yok.









Guanajuato


Guanajuato adlı renkli ve koloni şehrinde her yıl Ekim ayında düzenlenen Uluslararası Cervantino Festivali yapılıyor. Bu festivalde,  sanat ve kültürel etkinlikleri sahne sanatlarıyla da süsleyerek,
opera, çağdaş dans, tiyatro, Görsel Sanatlar, film, edebiyat ve Multimedya gibi çeşitli atölye çalışmaları, sergiler ve konferanslar da dahil olmak üzere geniş kapsamlı bir festival oluyor.  Dünyanın dört bir yanından insanlar hem görev almaya hemde izlemeye geliyor. Bizde bu festivale davet edilen ülkelerden biriydik.  Ülkemizi en iyi şekilde tanıttık. Hatta o yıl Cervantino Festivalinin en ilgi çeken ülkesi biz olduk, öyle ki basında bizlere sık sık ve geniş yer verildi.




San Cristóbal

San Cristóbal, Meksika’daki en güzel koloni şehirlerinden biri kabul edilir. Jovel Vadisi’nde kurulan bu şehir, arnavut kaldırımlı sokakları, kiliseleri, küçük meydanları, kırmızı kiremit damlı evleri ve çiçek dolu bahçeleri ile ünlü.

SAN JUAN CHAMULA

San Juan Chamula, bir kasabadır.  Burada Maya dillerinden Tzotzil dilini kullanan Tzotzil Mayaları yaşamakta. Kasaba, Meksika’da özerk bir yapıya sahip ve kendi askeri ve polis teşkilatı var. Kasabada fotoğraf çekmek hoş karşılanmıyor. İnanışları gereği çoğu yerli ruhlarının fotoğrafla çalınacağı inancıyla fotoğraf makinesini görünce sırtını dönüyor. Kilisede fotoğraf çekmek kesinlikle yasak. Fotoğraf çekenlerin kasaba dışına çıkarılacağını hatırlatayım.

ZİNATACAN

Zinatacan, dağlık bölgede kurulmuş, San Cristobal’den 7 km. uzaklıkta küçük bir köy. Zinatacan “Yarasalar Vadisi” anlamına geliyor. Köyün tarihi, tuz madenlerinin keşfedildiği Aztek dönemine kadar uzanıyor. Günümüzde ise en büyük gelir kaynağı çiçekçilikmiş. Bölgedeki diğer köyler gibi Zinatacan halkı da özgün kıyafetleriyle tanınıyor. 


Kıyafetlerin tamamı gördüğüm kadarıyla el yapımı  ve pembe, mor renkler hakim. Burada koyunlar kutsal kabul ediliyormuş. İyi davranıp, korunuyor ve öldüklerinde aile üyelerine yapıldığı gibi yas tutuluyormuş.

EL SUMIDERO KANYONU

Yerliler, bu büyük boğazı El Sumidero (kanal, oluk) diye adlandırıyor çünkü Grijalv Nehri’nin bu kanyon içinde büyük bir mağaraya döküldüğünü düşünüyorlar. Bölgedeli Chiapa yerlileri İspanyol işgalci Diego de Mazariegos’a boyun eğmek yerine zirverlerden kendilerini boşluğa atmayı tercih ettikleri için burası ünlü. Sumidero Kanyonu, şelaleri, hızlı akarsuları ve girdaplarıyla geçilmesi çok tehlikeli bir yermiş. Şimdi ise barajdan dolayı  suyun yaklaşık 330 m. yükselmesi nedeniyle Chiapa de Corzo’dan kalkan tekneler sakince yol alabilmekteler.
Kıyılarında küçük timsahlar görülebilen 25 kilometre uzunluğundaki ve yer yer 1000 metreyi bulan falezleri ile Sumidero, Meksika’nın en etkileyici kanyonu.

Merida

Yucatan Eyaletinin başkenti olan Merida, Atlas Okyanusu’na yakındır. Yucatan Yarımadası tarihi öneme sahip bir şehir.  Maya Uygarlığı burada yaşamış. Görkemli kilise binaları, tek ya da iki katlı evleri, daracık taş sokaklarıyla Merida birkaç önemli Maya antik kentini içeren rotanın (Puuc Rotası) başlangıç noktasında yer alıyor. Yazları ısı 40 dereceyi buluyor ve sivrisinekler peşinizi bırakmıyor. Ama Progreso bölgesindeki plaj sadece 40 dakika mesafede. Onun dışında hava hep limonata kıvamında. Şehir temiz ve sessiz. Ayrıca düz, yokuş yok. Bu nedenle her yere ulaşmak kolay. Şehirde eğlence neredeyse bedava; parklarda dans edebilir, sokaklarda gitar konserlerine rastlayabilirsiniz. Merkezdeki park alanında her cumartesi gecesi ücretsiz sahne şovları sergilenmekte.



Meksika’da her şehir ayrı bir çekicilikte ve kendine özgü ışıltı içinde denilebilir. Altın rengi kumsalları ve göz kamaştıran mavilikteki Pasifik Okyanusu ‘na doyum olmuyor. Müzik kültürü ve çok renkli yerel kıyafetleriyle de göz kamaştıran bir zenginlikte. 





Benim gibi alışveriş canavarları için açık hava alışveriş yerleri çok güzel . Ziyaret ettiğiniz Meksika şehirlerinde bu pazarları sakın ihmal etmeyin derim. Renkli pançolar, halı ve kilimler,  sombrero (Meksika yerel şapkası), 




küçük şişelerde hediyelik tekilalar  hem kendinize hemde sevdiklerinize hediye almak için çok güzel.

Ülkemden çok çok uzaktaki bu ülkeyi 20 gün boyunca gezme imkanı buldum. Bunun için kendimi çok şanslı görüyorum. Ama daha gezilecek bir çok yer vardı. Çok istememe rağmen maalesef diğer yerleri görme şansım olmadı. Meksika seyahat gözlemimi kısaca şöyle özetleyebilirim. Tarihiyle, yemekleriyle, kültürüyle, doğasıyla Meksika asla sıkılmayacağınız, muhteşem bir ülke, her ne sebeple olursa olsun mutlaka ziyaret edin…

Sevgiyle kalın.

ORİJİNAL İTALYAN PİZZA 🍕

Merhaba, Pizzayı sevmeyen yoktur diye düşünüyorum. İtalyanların en meşhur yemeklerinden olan Pizza ülkemizde de  sevilerek yenen bir yiyec...